‘Evrime İnanıyor Musun?’ Sorusu Üzerine Bir İnceleme

Hepinize tanıdık geldiğini bildiğim ve bilimin açığa çıkardığı en büyük tabiat yasalarından birini katı kalıplara sokan bir soru var: Evrime inanıyor musun? Bu soru belki hararetli bir tartışmanın başlangıcını belki de ayaküstü sürmekte olan bir muhabbetin can alıcı adımlarından birini oluşturabilir.

charlesdarwin1

Bu sorunun bilim camiasında birikmiş tonlarca kanıta rağmen halen evrim karşıtlığını sürdüren kesimler tarafından ‘kalıp’ halinde sorulduğuna sıkça şahit oluyoruz. Bu insanlara bu sorudaki basit etimolojik hatayı anlatmaya kalkışacak değilim. Benim bu kısa yazıda irdelemek istediğim şey evrim gerçeğiyle yüzleşmiş ve onu kısmen veya tamamen anlamış kimselerin bu soruyu sormaları ve ‘evet’ cevabını vermelerindeki temel hata olacak.

Bu soru ‘Evrim teorisine inanıyor musun?’ şeklinde sorulsa belki bir anlamda diğerinin taşıdığı etimolojik hatayı taşımaktan sıyrılmış olacak. Çünkü evrim ve evrim teorisi tanımları bambaşka şeyleri anlatıyor.

Bilimsel teorilerin doğru veya yanlışlığına dair mantıklı sezgilere dayanan birtakım kişisel eğilimleriniz olabilir. Bu eğilimleri inanç olarak da isimlendirebiliriz. Buraya kadar anlaşılırdır. Ancak evrim teorisinin ortaya koyduğu model, aradan geçen onlarca yılda öylesine çok doğrulama aldı ki sizin kalkıp bu saatten sonra evrim teorisine inançla yaklaşmanız pek mantıklı değildir. Hele evrime inançla yaklaşmanız yanlış olmaktan öte tamamıyla hatalıdır.

Kitlelerin varoluş kibrini tehdit etmediğinden tarihte kabulü daha kolay olmuş olan tanıdık bir bilimsel teori üzerinden örnekleme yapabiliriz. Einstein 1915 yılında Genel Rölativite Teorisi’ni ortaya atana dek insanlık yerçekimi gerçekliğini Newton modeliyle açıklıyordu. Einstein bu algıyı kırarak doğru olduğunu düşündüğü başka bir modeli ortaya attı. Bu model ilerleyen yıllarda sınandı, doğrulandı ve bilimsel bir teori halini aldı. Bu süreç içerisinde birinin kalkıp 1916’de ‘Einstein’ın yerçekimi modelinin doğru olduğuna inanıyorum’ söylemini üretmesi oldukça anlaşılırdır. Model o yılda henüz doğrulanmamıştır ve sizin modelin doğrulacağına dair birtakım inançlarınız, eğilimleriniz olabilir. Ama kalkıp aynı şeyi bugün söylerseniz gülünç duruma düşersiniz. Çünkü Einstein’ın modeli o günden bu güne sayısız doğrulama almıştır.

Fakat yine de söylediğiniz şey etimolojik hata taşımaz. Çünkü bilimsel teoriler hiçbir zaman tam olarak doğrulanamazlar. Her zaman tüm bilimsel teorilerin belli oranlarda (fakat asla 0 olmayan) yanlışlanma olasılıkları olacaktır. Bu bilimi güvenilmez kılmaz, bu tam aksine bilimin geleceğin yükselmekte olan aklı ve teknolojisiyle gerçeğe biraz daha yaklaşabilmesi için geride açık bir kapı bırakır.

Dolayısıyla yerçekimi teorisine de evrim teorisine de sezgisel eğilimlerinizle yaklaşmanız sistematikte yanlış değildir fakat yerçekimine de evrime de ‘İnanıyor musun?’ sorusuyla yaklaşmanız külliyen yanlış ve hatalıdır. Yerçekimi bir doğa yasası iken yerçekimi teorisi bu yasayı bilimsel zeminde açıklamaya çalışan bir modeldir. Yerçekimi gerçeği hiçbir zaman değişmeyecektir. Binaların çatısından kendini aşağı bırakan insanlar her zaman yere çakılacaklardır. Fakat bu yasanın nasıl işlediğine dair bilimin bugüne kadar ortaya attığı teorilerin her zaman değişme hatta tümüyle yanlışlanma olasılığı vardır. Fakat yasaların değil.

Bu evrim için de aynen geçerlidir. Yerçekimini, elinizdeki herhangi bir cismi yere bırakarak gözlemleyebiliyorken evrim için böylesi kolay bir gözleme başvuramıyor olmanız onu bir tabiat yasası olmaktan alıkoymaz. Görmesini bilen gözler için de evrim gerçekliğini kısa zaman dilimlerinde ortaya koyan birçok bulgu vardır.

336677-evolution-richard-dawkins-quote-2

Evrim bir tabiat yasasıdır. Evrim teorisi ise bu yasanın işleyişini açıklayan bir modeldir. Evrim teorisine inanıp inanmamak kısmen anlaşılır olsa bile evrime inanıp inanmamak bilimsel yöntem ve işleyiş konusunda kör bir cahilliği gerektirir. Evrime, entropinin artışına, enerjinin korunumuna ya da yerçekimine inanıp inanmamanız hiçbir şeyi değiştirmez. Yapabileceğiniz tek şey tabiatın yasalarını bilmek ve onları bilimsel yöntemle ortaya atılmış modellerle anlamaya çalışmaktır.

Carl Sagan’ın şu kısa ve öz sözünü hatırlayalım: ‘İnanmak istemiyorum, bilmek istiyorum.’

Dünyanın düz olduğuna inanmakla evrimin olmadığına inanmak arasında bilimsel anlamda hiçbir fark yoktur. Tek fark ilkini söylediğinizde kitlelerin size deli damgası vuracakken ikincisini söylediğinizde sizi alkışlama ihtimalleri bile olduğudur. Ancak elbette geçmişte olduğu gibi bundan böyle de bilim, kitlelerin hoşuna giden şeyleri değil gerçekleri aramaya devam edecektir.

Netice itibariyle ‘Evrime inanıyor musun?’ sorusunun cevabı ‘hayır’ olacaktır. Sonrasında şöyle bir cümle de oldukça anlamlı olabilir: ‘Evrime inanmıyorum, yalnızca biliyorum’

evolution-is-true

‘Evrime İnanıyor Musun?’ Sorusu Üzerine Bir İnceleme” üzerine bir yorum

  1. Kuran’ın indiği dil Arapça’da “tekâmül” evrim sözcüğünün doğrudan karşılığıdır. kml kökünden gelir. Tıpkı kemal, kamil gibi. Bilindiği gibi kâmil; insana atfedilen en büyük mertebedir. Yani bir insanın kendi hakikatinin farkına varmış hâli, üst insan, idea’dır.
    Bunları neden yazdım. Müslüman toplumların bin yıl önceki hallerinden geride olduğu malumunuz. İnsan formunun oluşumundan 19. yüzyıl adamı Darwin’den 500 yıl önce biri bahsetmişti. İbni Haldun o meşhur mukaddime adlı eserinde ezber bozan bir aktarım yapar. Yine büyük eserler arasında gösterilen, 18. yüzyılda İbrahim Hakkı tarafından neşredilen Marifetname’de de Darwin’den daha önce bu konulara değinilmiştir. Hatta bu tekamül sürecini de ortaya atanın İbn Arabi olduğu söylenir ki bu formasyon onun öğretisine de uymaktadır. Tabi bu insanlar 19.yüzyılın yaygın metodu materyalizmi bilmedikleri için formatları da farklıydı. Çünkü bu tarzın sahibi tasavvuf yolcuları insanı maddeden görmezler. Yunus: “ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez.” derken, nefsine uyanı hayvanlıkla itham ederlerken böyle bir gerçekten haberdar olduklarını parçaları birleştirince anlıyoruz. Büyük resmi görüyoruz yani:) Tasavvuf ekolleri yaratımın bir süreç olduğunu, bu süreç sonunda ise idrakı taşıyabilecek en üst formun da mevcut insan, hatta onda dahi erginlik olduğunu anlatırlar. Tabi üstü kapalı olarak. Büyük kafalara sahipmişiz de hep küçüklere dönmüşüz.
    Diyeceğim odur ki, biraz imanından şüphesi olmayan, az araştıran, oku emrini uygulayan bu işlerden gocunmaz. Yani bedenin de kendisi olmadığını da bilir. Siz daha iyi bilirsiniz, mevcut görüşümüz atomaltı boyut olsa bizim için böyle bir dünya olabilir miydi? Yani biz bedenimizden ibaret değiliz. İnşallah aklı selim dindarlarımız olur da böyle saplanıp kalmazlar.
    Hülasa, evrime inanmiyorum, Allah’a inanıyorum; evrimi de biliyorum:)

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s