Oveka Kitap

Kitap & Belgesel

View this post on Instagram

Kitap: Astrolojinin Bilimle İmtihanı – Tevfik Uyar Geçtiğimiz günlerde bir kitap mağazasında Astroloji köşesiyle karşılaşınca fotoğrafını çekip ‘Kitap çöplüğü’ etiketiyle paylaşmıştım. Bu paylaşımı destekleyen çokça geri dönüş aldığım gibi astroloji kitaplarının da emek sarf edilerek yazıldığını ve hiç olmazsa bu emeğe saygı duyulması gerektiğini belirten mesajlar da aldım. Bu mesajları atan kişilere, düşüncelerinin ne büyük sakıncalar barındırdığını izah etmeye çalışan geri dönüşler yaptım. Her yazılan eserin bir ‘emek’ sarf edilerek ortaya konduğu fikrine karşı çıkacak değilim. Fakat harcanan emeğin, başlı başına bir eseri değerli kılmaya yetmeyeceğini de belirtmek isterim. Basit bir örnek vermek gerekirse; komplo teorisyenleri, falcılar, medyumlar, hırsızlar, dolandırıcılar da şüphesiz yaptıkları işlerde emek ortaya koyuyorlar. Hiç lafı dolandırmadan söyleyelim; astroloji büyük bir safsatadır ve bu alanda kalem oynatıp, fikir telakki edenlere karşı çeşitli nedenlerle bu fikirlerin büyüsüne kapılan insanlara gerçeği anlatmak, bilimsel okuryazarlığı toplumsal boyutta yaymaya çabalayan bir bilim neferi için kaçınılmaz bir uğraştır. Astroloji, insanların hayalgücünü kaşıyan ve bunun doğurduğu ilgiden beslenerek hiçbir bilimsel temele yaslanmayan savlarla ayakta duran bir sözdebilim sahasıdır. İnanıyorum ki hiç kimse; çalışanlarını burcuna göre seçen bir şirketle iş görüşmesi yapmayı veya burç yorumlarına göre tedavi uygulayan bir doktora muayene olmayı istemeyecektir. Kitap hem tarihsel hem de bilimsel yönden çok ciddi bir araştırmanın ürünü. Avcı-toplayıcı yaşamdan, gazetelerdeki günlük burç yorumları furyasına kadar tüm tarihsel süreç detaylıca işleniyor. Neden astrolojinin bu kadar ilgi gördüğü ve ‘yanlış olabilir ama ne zararı var ki?’ görüşünün barındırdığı tehlikelere de yer veriliyor. @zamanusta’nın popüler bilim yazınında çok çeşitli çalışmaları var. Bu kitabını tavsiye etmekle birlikte kendisini yakından takip etmenizi de öneriyorum. Ben @acikbilim dergisi sürecinde birlikte çalışmaktan büyük keyif almıştım. Bu kitabı da henüz yayınlanmadan önce redaksiyon sürecinde okuyup değerlendirmiş olmaktan gurur duyarım. #tevfikuyar #kırmızıkedi #ovekakitap

A post shared by Oveka (@ovekakitap) on

View this post on Instagram

Belgesel: Jiro Dreams of Sushi İyi bir tenis oyuncusu olmak için en az kaç kere servis atmak ya da topu karşılamak, iyi bir yüzücü olmak için en az kaç kere kulaç atmak gereklidir? Yeni kazanımlar, yeni kabiliyetler, yeni bilgiler edinmek için en iyi öğrenme metodu tekrar etmektir. Mükemmellik, hatasızlık, profesyonellik; aynı eylemin yüzlerce, binlerce defa tekrar edilmesi ve her defasında biraz daha hatalarından arındırılmasıyla mümkün olabilmektedir. İyi bir suşi ustası olmak için en az kaç tane suşi yapmak gereklidir? Jiro Ono, doksan yılı geçkin hayatında her zaman yüksekte tutmuş olduğu çalışma azmiyle bu sorunun çok net bir cevabını veriyor: hiçbir zaman iyi bir suşi yapamazsınız. Aradığınız her ne ise, bulduğunuz her ‘en iyi’nin muhakkak daha iyileri olacaktır. Mükemmelliği aramak; sahilde en küçük kum tanesini aramaya benziyor biraz. Her zaman daha küçüklerini bulacaksınız, vazgeçene kadar. Kişisel gelişim odaklı kitapları oldum olası sevmem. Bu amaca hizmet eden en yararlı içerikler aslında hayattan kesitler içeren yapıtlar oluyor. Sanıyorum bu yazıyı okuyan hiç kimse iyi bir suşi ustası olmayı hedeflemiyordur. Benim bu belgeseli tavsiye etmemin amacı da nasıl suşi yapılır birlikte öğrenelim değil elbette; Japonların Shokunin felsefesinin bir anlatımına yer vermek. Bu ifadeye göre mükemmellik, her gün aynı rutini tekrar ederek saflığa, kusursuzluğa biraz daha yaklaşmak anlamına geliyor. Yani mükemmeliyet, işinde ustalaşmak, profesyonellik; her gün tırmanacağınız ama hiçbir zaman ulaşamayacağınız bir zirveyi işaret ediyor. Jiro, Tokyo’da, Ginza metrosunda 10 kişinin ancak sığabileceği, tuvaleti olmayan, 1 sene önceden rezervasyon alan bir suşi restoranının sahibi. 3 Michelin yıldızı var. 94 yaşında ve hala suşi yapıyor. 79 dk’lık bu keyifli belgeselde hayatını suşi yapmaya adayan bu adamın her gün en iyiye ulaşmak için sarf ettiği azme tanık olacaksınız. Her alanda bir şeyler bilmek fakat bir alandaki her şeyi bilmek, en iyisini yapmak ve üretmek sonu olmayan ve hiçbir zaman olmayacak bir yolculuk. Neyle uğraşırsanız uğraşın, suşi gibi minimalist bir yemek için bile bu mümkün. #jirodreamsofsushi #sukiyabashijiro #netflix #ovekakitap

A post shared by Oveka (@ovekakitap) on

 

View this post on Instagram

Tiyatro: Bir Baba Hamlet Yazan:  Sebastian Seidel Antik Yunan’dan günümüze tiyatrolar, komedi ve trajedi unsurlarını taşımalarının yanı sıra toplum ve iktidar ilişkilerini ele alan ve olgunlaştırıcı yönde eleştiriler sunan bir sanat akımı olmuştur. Antik Yunan’da kent yöneticilerinin ön sıralardan kendilerine yöneltilen eleştirileri izlediği ve bundan dersler çıkardıkları söylenir. Daha sonra iktidarı ele geçiren tiranlar halkın yoğun ilgi gösterdiği tiyatroları kapatmayı göze alamadıklarından susturmayı tercih etmiş ve tiyatroların sözsüz yapılmasını istemişlerdir. Bu durumda bile pantomim gösterileri doğmuş ve sanat, toplum – iktidar ilişkilerini ele almaya devam etmiştir. Baskı unsurları ne kadar artarsa artsın tiyatro sanatı, özünde varolan eleştiri kültürünü gerektiğinde yeni akımları doğurarak yaşatmaya devam edecektir. Etmelidir. İşte bunu yaşatan bir oyun: Bir Baba Hamlet Shakespeare'in başyapıtı Hamlet'i tiyatro sahnesinde oynamaya çalışan iki amatör ama hevesli oyuncunun bu işi ellerine yüzlerine nasıl bulaştırdıklarını ve ortaya tabiri caizse nasıl bir kepazeliğin çıktığını anlatan bir oyun izliyoruz sahnede. Toplum – iktidar ilişkilerinin ele alındığı bu harika oyunda güldürü unsurları ön planda yer alıyor. Tüm oyunu daha en başından suratınıza yerleşen bir gülücükle birlikte izliyorsunuz. İki oyuncunun birbirini mükemmel bir uyumla tamamlayan diyalog akışları oyunun devamlılığını kusursuz şekilde sağlarken sizin de oyundan kopmanıza asla izin vermiyor. Geçtiğimiz yıl kurulan Baba Sahne’nin güzide oyunlarından biri olan Bir Baba Hamlet’in sahnesini Şevket Çoruh ile Murat Akkoyunlu dolduruyor. Oyunculuk anlamında Murat Akkoyunlu’ya ekstra bir parantez açmamak mümkün değil. Açıkçası Şevket Çoruh’u gölgede bırakacak kadar iyi bir performans sergileyebileceğini beklemiyordum. 2 perdelik bu oyun mutlaka şans verilmesi gerekenlerden.. "Ha unutmadan, çürümüş bir şeyler var Danimarka Krallığı'nda!" #birbabahamlet #tiyatro #sevketcoruh #muratakkoyunlu #ovekakitap

A post shared by Oveka (@ovekakitap) on

View this post on Instagram

Kitap: Hacı Murat – Lev Nikolayevich Tolstoy Tolstoy’un 1896-1904 yılları arasında yazdığı bilinen ve ölümünden sonra 1912 yılında yayınlanan Çeçen halk kahramanı Hacı Murat’ın gerçek hayat hikayesinden yola çıkıp kurgulaştırarak anlattığı kısa roman. Birbirinden güzel roman, novella, oyun ve hikayeleri içinde barındıran Tolstoy külliyatının son eseridir. 1854 yılında Osmanlı – Rus merkezli gerçekleşen Kırım Savaşı’na subay olarak katılan Tolstoy bu dönemdeki  askeri nitelikli gözlemlerini kitaba aktarmıştır. Hikaye, anlatıcının Kafkas topraklarında atını sürerken bir devedikeni görmesi ve bu güzelliğe sahip olmaya çalışmasıyla başlıyor. Dikenlerinin ellerine batması pahasına onu koparmak istiyor. Uğraşıyor, didiniyor ve en sonunda kan ter içinde kalan avuçlarında güzelliğinden neredeyse hiçbir eser kalmayan bir devedikeni çiçeği buluyor. Olayın farkına vardığında devedikeni çiçeğinin kolay pes etmeyişi, anlatıcıya Kafkas coğrafyasındaki büyük halk kahramanı Hacı Murat’ı hatırlatıyor ve hikaye başlıyor. Tolstoy Hacı Murat tarihini romanına aktarırken Rus kaynaklarından yararlanmıştır. Dolayısıyla bu kaynaklar Hacı Murat ile İmam Şamil’in gerçek bir anlaşmazlığa tutulduğunu yazar. Halbuki evrensel kaynaklar incelendiğinde bu durum Rus askeri bürokrasisi içine sızmak için Hacı Murat ve İmam Şamil’in geliştirdiği bir stratejidir. Tolstoy’un o yılların Rusya’sında hikayeyi bu haliyle yazması zaten beklenemezdi. Dikkatli okuyucular satır aralarında bu gerçeği de göreceklerdir. Kitabın ve Hacı Murat'ın hayat hikayesinin mesajı: "dizlerinin üzerinde yaşamaktansa ayakta ölmek yeğdir" #hacımurat #tolstoy #ovekakitap

A post shared by Oveka (@ovekakitap) on

View this post on Instagram

Kitap: Genç Werther’in Acıları – Johann Wolfgang Goethe Genç Werther’in Acıları, 1774 yılında yayınlandığında muhtemeldir ki Goethe tüm Avrupa’da büyük bir ün kazanacağını tahmin etmiyordu. Öncesinde birkaç şiir ve oyun kitabı yayınlanmış olan Goethe, 6 haftada yazdığı bu ilk romanıyla birlikte henüz 25 yaşındayken dünya edebiyat dünyasının büyük bir yazar kazanmış olduğunun sinyallerini veriyordu. Rivayete göre roman, okuyucuları üzerinde öyle büyük bir etki yarattı ki dönemin Almanya’sında intihar oranlarının yükselmesine neden oldu. Yine başka bir söylenceye göre Goethe, bu romanında kendi hayatında yaşamış olduğu karşılıksız aşkı baz alarak hikayesini oluşturmuş ve bu temel üzerine roman kurgusunu inşa etmiştir. Dolayısıyla romanda genç Goethe’nin hayatından izler bulmak mümkün. Romanda, sevdiği kadına karşılıksız olarak aşık olan genç Werther’in mektupları yer alıyor. İlginç olansa kitabın Werther’in kendisini karşılıksız seven bir kadınla gönül eğlendirdiğini anlatan bir mektupla başlamasıdır. Bu mektuplarda aşık olduğu Lotte’nin davranışları ve kendisine yönelik tutumları karşısında Werther’in değişen ve şekillenen psikolojik savaşımlarını okuyacaksınız. Kitap kanaatimce ‘karşılıksız aşk’ temasıyla yazılmış olan en iyi psikolojik romanlardan biri ve Goethe yazınına başlayacak olanlar için iyi bir giriş kitabı olma niteliğinde.. – “sahip olduğum o kadar çok şey var, ama Lotte için duyduklarım, sahip olduğum her şeyi yutuyor; sahip olduğum o kadar çok şey var, ama onsuz her şey bir hiç.” #gencwertherinacilari #goethe #ovekakitap

A post shared by Oveka (@ovekakitap) on